8 Mart 2016 Salı

Martin Eden | Kitap Alıntıları

  Martin Eden'in kitap yorumunda da belirtiğim gibi kitabı çok sevdim ve içinden çok sevdiğim bir sürü alıntı çıktı, bende bu güzel alıntıları yeni bir yaz olarak eklemeyi uygun buldum. Umarım alıntıları seversiniz, iyi okumalar.




Hayatı boyunca sevgiye hasret kalmıştı, doğası sevgiye açtı. Ama hiçbir zaman sevgiye ulaşamamış, giderek katılaşmıştı. Sevgiye ihtiyacı olduğunu bilmiyordu bile. Şimdi de öğrenememişti. Sadece sevginin nasıl ifade edildiğini görmüş, içi titremiş, onun iyi, yüce ve harika bir şey olduğunu düşünmüştü. 

Aralarındaki uçurum genişliyordu, ama uçurumu aşma isteği, uçurumun genişlemesinden daha hızlı gelişiyordu. 
Onu duygusal taşkınlıklara sürükleyen sert bir içki, hayal gücünü ele geçirip gökyüzündeki bulutlar arasında dolaştıran bir uyuşturu gibiydi müzik onun için.
Her kitabın her sayfası, bilgi alemine açılan ufacık bir delik gibiydi. Açlığı okudukça yatışıyor ve artıyordu.

Hayat çölünde bir nebzecik mutluluğa açtılar.
Kendi düşüncelerinde daima gizli bir hayat sürdüğünü hatırladı. Bu düşüncelerini paylaşmayı denemiş ama anlayabilecek bir kadına rastlamamıştı, erkeğe de.

Böyle gerçekçi olurken güzellikleri göremiyorsun, kelebekleri yakalayıp o güzelim kanatların havını örseleyen oğlanlar gibi güzelliği yok ediyorsun.

Kelimelerim bana anlamsız sesler gibi geliyor. Yine de anlatmak isteğiyle boğuluyorum.

Eğer bilmediğin bir oyun oynuyorsan, ilk hamleyi daima rakibine bırak.

Bir şeyi anlamadan yapamayan bir yaradılışı vardı. Bir kör gibi karanlıkta, ne ürettiğini bilmeden veya başarıyı şansa ya da zekasının parlaklığına bırakarak çalışması mümkün değildi. Şansın yardımına tahammülü yoktu. Nedenini ve nasılını bilmek isterdi.

Çevresindeki birkaç kitabı üzerinde sevgi dolu bakışlarla göz gezdirdi, artık tek dostu onlardı.

Martin yapayalnızdı, derdi de buydu zaten; işte bu nedenle davetin üstüne, oltadaki beyaz yemin üstüne atlayan bir torik gibi atlamıştı.
İnsan mutlak doğrulara asla ulaşamaz.

Yazamayan insanlar, yazan insanlar üzerine çok fazla şey yazıyorlar.
Güzelliği sadece güzelliği için sev.

Denizine, gemilerine dön Martin Eden, sana tavsiyem budur. İnsanlarla dolu bu hastalıklı, kokuşmuş şehirlerde ne işin var?

Sen bir işi tamamladıktan sonra elde ettiğin başarıda değil, o işi yaparken buluyorsun mutluluğu.

Geleceği merak etmiyordu, eninde sonunda geleceğin kendisi için neler sakladığını görecekti. Bu her ne olursa olsun önemli değildi, hiçbir şeyin önemi yoktu artık.
Kızabilmeyi diledi ama buna mecali yoktu. Hissizleşmişti. Kanı, hiddetinin akışıyla hızlanamayacak kadar donmuştu.

Haritasız ve dümensiz kalmıştı, gideceği bir liman yoktu. Sürüklenip gitmek hayatı en basite indirgiyordu, ama asıl acı veren yaşamaktı.

Duran hayatının yeniden harekete geçmesi için, nereden geleceğini bilmediği bir itki bekliyordu.

Hüznü düşündükçe daha acı verici hale geliyordu.

Size kalkıp da ayın yeşil peynirden yapıldığını söylesem hemen kalkıp bu görüşü benimsersiniz, ya da en azından karşı çıkmazsınız. Çünkü param var benim, hemde dağ gibi.

Hayat o kadar doldurdu ki beni, içimde hiçbir arzuya yer kalmadı.

Uyku onun için bir kaçıştı, her sabah kalktığında, uyandığına hayıflanıyordu. Hayat onun için üzüntü ve sıkıntıydı, zamansa geçirilmesi gereken bir dert.

İnsanlar huzurunu kaçırıyor, ne zaman birileriyle bir araya gelse, kurtulmak için bahaneler arıyordu.

Hayat iyi değildi, nahoş, acı bir tat bırakıyordu ağzında. 
 
Uyanık olmanın iyi bir yanı yoktu onun için.

Ölüm acı vermezdi. Hayattı acı veren, hayatın pençeleriydi.

0 yorum:

Yorum Gönder